Önemli Kişiler / Önemli İşler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Önemli Kişiler / Önemli İşler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gerçek Mühendis-2: Ali İhsan İlkbahar

    Geçtiğimiz günlerde Ford Otosan'ın Çağdaş Düşünce Topluluğu ile beraber organize ettiği "Kökler" konulu söyleşiye katıldım. Konuşmacı Ali İhsan İlkbahar, dinleyenler ise başta genel müdür ve yardımcıları olmak üzere çoğunlukla Ford Otosan çalışanlarıydı.

    Konunun "kökler" olarak seçilmesi enteresandı. Şirketlerin ağaçlara benzediğinden ve büyüyebilmek için köklerinden beslenmeleri gerektiğinden bahsedildi. Ali İhsan İlkbahar "kök" kavramının içini gerçek anlamda dolduruyor, kendisi 53 yıllık Otosan tarihinin 48 yıllık bölümünde mühendis, müdür, genel müdür ve yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuş "gerçek bir mühendis". Hakkında daha ayrıntılı bilgi ve yaptığı diğer görevleri öğrenmek için  İTÜ de yaptığı yerli oto üretmek ile ilgili konuşmayı izleyebilirsiniz.  Videodaki konuşmasında dikkatinizi çekmesi gereken başka bir detay, 30 dakikalık konuşması boyunca sadece veriye dayalı ve hep yeni şeyler söyleyebilmiş olmasıdır ki bana göre kolay bir iş değildir.

    Söyleşiye dönecek olursak, çocukluk yılları ve Otosan'a ilk giriş hikayesiyle başladı. Otosan yıllarına geçmeden önce  Prof. Shoji Shiba'nın şirketler için kurguladığı 3 tip gelişime şeklinden bahsetti. Buna göre şirketler belli bir süre sonra zıplama yapamazlarsa ciro ve karlılık olarak düşüş periyoduna giriyorlar(en sağdaki grafik), girmemek için ise Shiba'nın breakthrough diye adlandırdığı ekstra bir çabaya ihtiyaçları var. Breakthrough 3 şekilde olabiliyor.
1. Yeni bir ürün
2. Yeni bir pazarlama stratejisi
3. Yeni bir proses

    Ali İhsan Bey Otosan yıllarını işte bu konsept üzerinden kendine göre belirlediği Otosan Breakthrough'ları ile anlattı. Bunlar,
1. Anadol'un üretilmesi. 1966 (Yeni bir ürün)
2. 1972-1976 Derlenip Toparlanma Yılları (Yeni proses)
3. İnönü Fabrikasının Kurulması. 1978-1982(Yeni ürün, Yeni Proses, Yeni Pazar)
4. Taunus Projesi (Yeni Ürün)
5. Transit Connect ve Kocaeli Fabrikasının Kurulması ( Yeni Ürün, Yeni Pazarlama Stratejisi) idi.
Son olarak ta bütün bunları Shiba'nın tavsiyesine uymak için değil mecburiyetten yaptıklarının altını çizdi.

    Ayrıca Otosan'ın geleceği için de önemli değerlendirmelerde bulundu Ali İhsan Bey:

- Kendisi Connect'in İspanya'ya kaptırılmasına çok kızmış. (Duvar Kağıdı Otosan Kocaeli fabrikası olan bir kişi için Connect'in anlamı büyük olsa gerek.)
- Yeni (daha küçük ticari araç) model için para "kazandırmaz, araç nekadar küçük olursa okadar az para kazanırsınız" dedi.
- Bundan sonra başarının şirketlerin sahip olduğu patent sayısıyla ölçüleceğini, mühendislik becerilerinin Ford Otosan için çok daha önemli hale geleceğini söyledi.
- Dizayn kabiliyetinin yükseltilmesi gerektiğini belirtti.
- Sadece Türkiye pazarı ile büyümenin mümkün olmayacağını dolayısı ile ihracat ağırlıklı üretim için strateji oluşturulması gerekliliğini hatırlattı.

    Otosan Gölcük Fabrikası yanında bulunan Koç Vakfı Misafirhanesindeki gecenin tek kötü tarafı 2,5 saatlik eve (Eskişehir'e) dönüş yolculuğuydu. Çok basit canlı yayın yöntemleriyle bizim bu söyleşiyi Eskişehir'den canlı olarak izleyebileceğimizi, Ali İhsan Bey hafif körelen yenilik hevesimizi tekrar canlandırdığında, dönüş yolunda farkettik.

    Bir ufak detay: Ali İhsan bey'in Oğlu Alper İlkbahar ABD Sandisk firmasında Vice President, 3D Memory Group olarak görev yapıyor ve kendine ait 20 adet patenti olduğunu da Ali İhsan Bey den öğrendik. Böyle babaya böyle çocuk yakışırdı zaten. Ancak Ali İhsan Bey "İki çocuğumda malesef ABD'ye hizmet ediyor" diyerek rahatsızlığını belirtmeden geçmedi.


Girişimci Baybars Altuntaş ve Girişimci Angutyus



      
 İşte size iki farklı girişimcilik hikayesi. Gerçek girişimcilerin nasıl insanlar olduğunu, nelere değer verdiklerini nelere vermediklerini, hayata nasıl baktıklarını anlamak için bu iki kitap beraber okunmalı :)

Baybars Altuntaş, çocukluğundan beri kafasının satış a yönelik çalıştığından, herkes okurken kendisinin Alman franchising yetkilisine faks çektiğinden ve üniversite hayatı boyunca yaşadığı girişimcilik maceralarından ve sonrasında Obama'nın davetine kadar uzanan maceralardan bahsetmiş kitabında.

Bambaşka bir ortam ve bambaşka bir zamanda Angutyus, kendi "girişimcilik" hikayesinden bahsediyor Bir Apaçi Masalında. Yazar Angutyus, ailesinin okumasını istemesine ramen nasıl garsonluk vs yapmaya başladığını, güney sahillerde turistik mekanlarda neler yaptığını ve sonrasında bağlantılar kurarak birkaç kızın peşinden nasıl Avrupaya gittiğinden bahsediyor kitabında.

Birçok ortak noktaları var aslında ancak ben birkaç tanesini sıralayayım.
- İkisi de sonrasını düşünmeden o an fırsatı görüp işe koyulanlardan.
- İkisi de hedef sadece para kazanmak değil aynı zamanda kendilerini geliştirmek yeni şeyler yapmak.
- İkisinin hayatında da diğer insanlar önemli ancak kendileri kadar önemli değil.
- İkisinin de insan ilişkileri kuvvetli.
- İkisi de kendini övmeyi seviyor.
- İki kitap ta en iyiler listeme giremiyor.

Angutyus'un kitabı biraz daha akıcı daha keyifli ve enteresan bir hikaye, Altuntaş'ta ise iş hayatına dönük tavsiyeler vs var. Ben olsam Pazar sabahı Angutyus okur, akşama kadar gezip tozduktan sonra akşam P.tesiye hazırlık olarak Altuntaş ın kitabını okurdum.  İki kitabı bir arada okuyunca gerçek girişimcinin profili daha net çıkıyor ortaya. Yoksa olay girişimcilik kitaplarında anlatılanlar değil bana kalırsa :)


Kitap: Benden Sonra Devam - Akın Öngör


Akın Öngör 1991-2000 yılları arasında Garanti Bankası Genel Müdürlüğünü yapmış ülkenin önde gelen bankacılarından birisi. 2010 yılında çıkardığı kitapta yönetici adaylarına 9 yıllık genel müdürlüğü döneminde başından geçenleri anlatarak gençlere başarının "ipuçlarını" vermeyi amaçlamış.

Kitapta neyi nasıl yapılacağını anlatmak yerine Akın Bey bol bol hayata geçirdiği projeleri, kendi uygulama tarzını anlatmış ve okuyanın bunlardan dersler çıkarmasını sağlamış ki eğitici kitaplara göre çok daha başarılı bir yöntem olduğunu düşünüyorum. 
Sadece başarıları değil kriz zamanlarını ve belli başlı yaşanan yönetim krizlerini de paylaşmış kitapta. Mesela birtanesi, 12 milyon dolarlık bir hazine zararıyla ilgili, bir başkası Ayhan Şahenk'in Yıllık raporda GM yazısını görmesi ve sonrasında gelişen olaylar ile ilgili.

Patronla ilişkileri, devletle ilişkileri, yurtdışında bankayı tanıtmak için yaptığı çalışmalar, çalışma arkadaşlarıyla ilişkileri, yönetim anlayışı, teknolojiye verdiği önem gibi birçok konuyla ilgili bol bol anılar paylaşmış ancak burda hoşuma giden birtanesini sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Bu hikaye aynı zamanda kitabın nasıl bir beynin ürünü olduğunu da ortaya koyuyor.(s: 95)

"... İlginç bir örnek de 1998 senesinde yine Londra' da oldu. Management Center Europe yüzlerce bankacıya verdiği konferansta "ilişki bankacılığı" konusunda beni konuşmacı yapmıştı. Westminster 'da Queen Elizabeth II Kongre Merkezi salonlarındaki konferans için güzel bir sunum hazırlamıştık.. Önce "ilke kültürü ile ilişki kültürü farkını" anlatıp ardından bankacılıkta müşteri ile ilişki bankacılığından bahsedecektim. Sayısı 150 kişiden fazla olan katılımcılar da "Nereden çıktı şimdi bu Türk?" diye düşünüyor olmalıydılar. Büyük kısmı mutlaka önyargı sahibiydi... Onları şaşırtmam, ilgilerini toplamam gerekliydi. Garanti Teknoloji'den destek için gelen uzman arkadaş gerekli hazırlığı bitirdikten sonra kendisine 4'üncü slayttan sonra beni cep telefonumdan aramasını istedim. Hayretle yüzüme bakmış, bu isteğime bir anlam verememişti... ama onu sıkı sıkı tembihledim.

Sunum başlayarak kültürler arası farkı anlatırken usulca cep telefonumu açarak podyuma mikrofonun yanına koydum... derken 4'üncü slaytta "zırrr!" telefonum çaldı. Beni kınayan, hayret dolu bakışlar arasında herkesten özür dileyerek telefonu açıp kürsüde konuşmaya başladım...İzleyenler "gelişmekte olan ülke bankacısı" adına, yani benim adıma utanç duyuyor gibiydiler... İngilizce olarak "Evet efendim benim... Sayın başbakanım saygılar efendim... evet... yurtdışındayım ama buyurun efendim... yakınınız mı... nerede, hangi görevi istiyor... tamam efendim hemen yapıyoruz..." diye devam ederken birden büyük alkış koptuç Benim bir kurguyla onlara kişisel ilişki kültürünü anlatmaya çalıştığımı anlamışlardı... Alkışlar uzun sürmüştü: dikkatleri toplamayı başarmıştım... Sunum güzel devam etmiş ve başarıyla sonuçlanmıştı. ..."

Keyifle okuğum birbaşka kısım ise GM olduktan belli bir süre sonra Patron Ayhan Şahenk ile kendi maaşını müzakere edişi. Bir amerikan atasözü olan "Hak ettiğinizi değil müzakere ettiğinizi alırsınız.." deyişi ile özetlemiş bu süreci. (s:231). 

Kitap tabiki okuduğum en iyi kitaplar listesine aşağı sıralardan da olsa girdi. Herkese tavsiye ederim. 

Amazon Türkiye'ye Göz Kırpıyor

Türkiyede e-ticaret ile ilgili sürekli yeni gelişmeler oluyor, sektörün nekadar hareketli olduğunu bende takip ettiğim bazı sektörün içinden insanların yazılarında takip etmeye çalışıyorum.

Geçenlerde bir arkadaşım , Amazon.com'un ciceksepeti.com'a azınlık payı alarak ortak oldğu haberini verdi, aynı zamanda haber webrazzi.com da da duyurulmuştu.

MBA deki Corporate Finance giriş dersinde yeni bir proje hazırlayıp finansal incelemesini yapmamız istenmişti ve bizde grup olarak, Amazon'un Avrupa'da İngiltere Fransa ve Almanya'dan sonra 4. ülke olarak İtalya'ya girişini konu alan bir proje hazırlamıştık (Ozaman daha Italya ve Ispanya operasyonları başlamamıştı). Ozamanlar Türkiye'ninde güçlü bir alternatif olabileceği aklıma gelmiş ancak gruba Türkiye'deki potansiyeli anlatmaya çalışmak vs zor geldiği için herkesin daha iyi bildiği (bilmekten ziyade önyarıgları daha olumlu olan) İtalya'yı yaptık. Giriş modeli de Italyanın en büyük e-ticaret sitesi eprice.it i satın almaktı.

Amazon.com Türkiye'ye geldiyse  aslında neyin geldiğini daha net görmek için basitçe birkaç rakama bakalım.
Amazon.com,
- ABD, Kanada, Japonya, Çin, İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya da faaliyet gösteriyor.
- Dünya çapında 52,000 den fazla çalışanı var.
- Son açıklanan cirosu 43.5 milyar dolar.
- Borsa değeri 80 milyar dolar.

Sadece karşılaştırmak için Koç Holding'in Otomotiv Grubuna bakarsanız. ( Amazon.com ile hiçbir alakası yok ama sadece büyüklüğü karşılaştırmak için ve elimde şuan onun bilgileri var olduğu için :) )
- Ford Otosan, Tofaş, Otokoç ve Zer şirketlerinden oluşuyor. Türkiye'nin en büyük denilenotomotiv sektöründe iç pazar üretiminin %52 sini, ihracatının %50 sini, iç pazar satışlarının ise  %30 unu gerçekleştiriyor.
- Toplam 22,000 çalışanı var
- 2011 cirosu 21 milyar TL, yaklaşık 11.5 milyar dolar.

Yani Amazon.com epey büyük.

Çiçeksepeti.com'a yatırım yaptığına göre belliki Türkiye pazarını yakından tanımak istiyor. İyice öğrendiğine inandığında burada da operasyona başlayacaktır ve genelde Amazon Avrupa'da da, ABD de olduğu gibi, satınalmalarla büyüyor. (Avrupadan satın aldığı bazı örneklere şuradan bakabilirsiniz.)

Demem o ki Türkiye'de e-commerce işine yatırım yapma niyetim olsa, Amazon'un bir-iki-üç yıl içinde satın alabileceği bir dikey siteye yatırım yapmayı tercih ederdim.

Amazonun daha önce ABD ve Avrupada satın aldığı giyim, indirim [2], designer collection, çocuk ürünleri [2][3], şampuan satan, güzellik ürünleri satan, petshop, ürün tanıtımı yapan, sadece bayanlara yönelik e-ticaret yapan, DVD kiralama sektöründe, özellikle kitap ve e,kitap satan sitelerini inceleyerek ne yapmanız gerektiğine dair kafanızda birşeyler oluşturabilirsiniz.





Neden çocuk giyim mağazaları açmak gerekli?


Kemal Ege'yle (kardeşimdir kendisi 5 yaşında)vakit geçirdiğim nadir zamanlarda aklıma gelen bu soruyu sonunda oturup araştırdım ve aslında hiç yeni olmayan ve birçok firmanın yıllar önce farkına vardığı bazı gerçekleri öğrenmiş oldum. Aradan da bu yazı çıktı. Başlayalım.

Bebek ve çocuk giyim hadisesi son 5-6 yılın modası, hazır giyim sektörünün büyümesinden çok daha hızlı büyüyor ve Bursa'da son 6 yıldır sadece bu konuda bir fuar bile düzenleniyor.
Neden?
Çünkü hem çok çocuk yapıyoruz, hemde herkesin gelir seviyesi arttı, ve parayı bulunca önce çocuğa harcıyoruz.

Biraz daha açık olmak gerekirse, son 5 yılda kişi başı milli gelir $3,000 dan $10,000 a çıkmış, Capital dergisinde yapılan araştırmada [1] orta sınıf olarak tabir edilen kesim 2005-2010 arası %15 artmış ve toplamda 33.3 milyon kişi olmuş.  Orta sınıfın da 3 kademesi var alt-orta, orta-orta ve üst-orta olmak üzere. Bunlardan orta-orta ve üst-orta esas harcayan kesim ve en heyecan verici nokta da burası!
Son 5 yılda alt-orta dan orta-orta ya geçen kişi sayısı 7 milyonu bulmuş toplamda ise 17 milyona ulaşmış, üst orta sınıf ise 2010'da 2005'e göre neredeyse 3'e katlanmış ve 5.4 milyon olmuş.

İnsanlar para görünce ilk çocuklarına harcıyorlar haliyle, bu da tekstilde cocuk sektörünün inanılmaz büyümesine neden olmuş. Daha enteresanı, çocuk giyim sektörü krizde en az etkilenen sektör olmasıyla da tekstilcilerin dikkatini çekmiş.

Yetmez!
Daha da çok çocuk giyim mağazası açmak gerek. Niye mi? Çünkü yeni çocuklar yolda :).

Bakalım,

- Türkiyede annelerin doğurma yaşı 2001 de 26.2'den 2010 da 27.2'ye gelmiş.
- Grafikte de görüldüğü gibi en çok doğum yapılan yaş aralığı  2009'da %32 ile 25-29 yaş arası.
- Toplam Kadın nüfusun medyan yaşı 2000 de 25.3 iken, 2010 da 29.8 e yükselmiş.
- Yine grafikte, şehirleşme ile beraber gelen, doğum yaşının 20-24 aralığından 30-34 aralığına doğru hızla kayışı da net görülüyor.
- Ortalama çocuk sayısı 2001'de 2.37 den 2010 da 2.03 e düşmüş ancak hala dünya ortalamasının çok üzerinde.
- Ülke genelinde köy nüfusu artmazken şehir nüfusu, nüfus artışının(2010 da %0.15) iki katı bir hızla (yaklaşık %0.3) artıyor.
- 0-14 yaş arası nüfus 22 milyon kişi ve artmaya devam ediyor. Bunların 9 milyonu 10-14 yaş arasında.
Türkiye’de çocuk ürünleri için harcanan para, kayıt dışıyla birlikte yılda 12 milyar doları buluyor.[2]
- Çocuklar 9-14 yaş arasında marka olgusunun farkına varıyor ve bu harcamalarını artırıyor. [3]

ABD de bir baby boomer dönemi vardır, 1946-64 arasında doğanlara denir. Türkiye'de de son 10 yıldır biz buna benzer bir süreç yaşıyoruz işte. Zaten ülkenin geleceğini parlak görmelerinin sebeplerinden birisi de bu yeni gelen nüfus ve birkaç 10 yıl sürecek doğal (ekonomik) büyüme.

Dahası,

- Pazarda kimler var?
- Kar marjı nedir?
- Bir franchise kaça maloluyor?
- Çocuk giyim dükkanı için en uygun iller hangileri?
Bu gibi soruları da cevaplandırmak gerekiyor tabii bu genel bakışın ardından ancak bunlar blog yazısını ve beni aşan, ücretli danışmanlık sınıfına giriyor takdir edersiniz. :)

Tabi bunu çok önceden görmüş birçok firma var ve yenileri de açılıyor. Eğer bir franchise işine girmek istiyorsanız bence aklınızda bulunması gereken bir alan kesinlikle. Özellikle internetten alışveriş yapan kesimin kadınlar ve bir kısım çocuklu kadınlar olduğunu düşünürseniz bu işi e-commerce halinde yapmayı da düşünmek mantıklı olabilir.

 Kaynaklar
1- Capital Aralık 2011 sayısı, sayfa 162.
2- http://www.bursaekonomi.com.tr/default.asp?page=newsopen.asp&opennews=2038&qmshow=281
3- http://www.businessweek.com.tr/general/sonsayi.asp?cN=176&contID=3501
- Nüfus verileri Türkiye İstatistik Kurumu websitesinden alınma.
- Çocukların başka ne ihtiyacı var diye düşünmeye başladıysanız hürriyetin şu haberi de ilginizi çekebilir.


Steve Jobs by Walter Isaacson


Steve Jobs'ı tanımayan kalmadı artık. Apple, Pixar ve NeXT in kurucusu, efsane CEO, enteresan adam, kanserdi yıllardır, geçenlerde öldü ve bütün sosyal medya kilitlendi.

Walter Isaacson daha önce Einstein, ve Benjamin Franklin gibi önemli insanların biyografisini yazmış değerli bir yazar.

2008 de Steve Jobs, Walter a gidiyor ve biyografisini yazmasını istiyor. Daha önce de istemiş ancak Walter henüz erken olduğunu söyleyerek geri çevirmiş, 2008 de durumun ciddi olduğu anlaşılıyor ve Walter kabul ediyor. Sonuç olarak ta bu harika kitap çıkıyor ortaya.

Steve Jobs bu kitabı hiç okumamış. Başlarda hiçbir destek vermeyeceğini de söylemiş ancak sonradan bazı katkılar ve röportajlar vermeyi kabul etmiş.

Doğumuyla başlıyor enteresanlıklar ve ölümüne kadar hiç bitmiyor gerçekten. İnanılmaz bir mükemmeliyetçilik ve bunun aslında zararları da anlatılıyor çok açık net. Ancak tıpkı hayatı boyunca etrafındaki insanlar gibi, verdiği zararlar sizin ona saygı duymanıza engel olamıyor.

Kitap biraz kalın ama 42 bölüm şeklinde olduğu için okuması gayet kolay. Kitabı okurken yanınızda bilgisayarınız-ipadiniz veya iphonunuz mutlaka olsun ve sunum veya reklamlardan bahsettiğinde youtube dan bahsedilen reklam veya sunumları izleyin. Çok daha keyifli bir hale getiriyor durumu ve tam olarak neler yaşandığını gözünüzde canlandırabiliyorsunuz.

Jobs kitapta hiç te inanılmaz bir insan olarak anlatılmamış aksine bütün hataları ve aslında en
büyük başarısının etrafındakileri zorlamak ve istediğini almak olduğu birkaç yerde vurgulanmış. Zaten kimse Jobs ın inanılmaz bir mühendis olduğunu söylemiyordu ancak bir "reality distortion field" hadisesi var ki insan üstü bir meziyet gerçekten.

Reality distortion field 6 ayda bitmeyecek projeleri gece gündüz çalışıp 2 ayda bitirtiyor, mükemmel reklamlar ve ürünler ortaya çıkmasını sağlıyor, müzik dünyasının komple değişmesine neden oluyor ve daha pek çok işi yapıyor. Jobs algılarla oynamakta çok marifetli ve çok net bir insan olarak anlatılmış. Birdefa kesinlikle orta yol diye birşey yok diyor kitap. Bir insan bir proje bir dizayn, bir sunum ya inanılmaz, harika, olağanüstüdür yada bir boka benzemiyordur. Evet kitapta çok fazla kavga küfür ve bağırış çağırıştan da bahsediliyor.

Kitap şahane, Walter Isaacson un kendi ağzından dinlemek için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.
Mükemmeliyetçiliğinin hastalık seviyesinde olduğunu gösteren bir kare var videonun içinde salonunu gösteriyor onu kaçırmayın, kitapta da var aynı fotograf. Eşya seçmekte zorlandığı için salonunun haline bakın. :)